Livane

memleketsin... doruk sevdasına karşılık... ilmek ilmek türkü uzaklığında... ve çam kokusu ve insan kılığında... Lazların en asisi, Gürcülüğün bilgeliğisin... Hemşinlisin dağları mesken tutansın...

26 Ocak 2008 Cumartesi

Livane Bekleyiş


doruklarından bakarsın
için sızlar ama tebessüm edersin
bir o kadar acımasız
bir o kadar metindir memleketin
yüzünü bile görmediğin
göstermediğin
bekleyenindir
dönüş bekleyen topraklar
virandır livane’de sensiz sokaklar
endişelerin sonundaki tebessüm gibidir
hüzün baz mutluluklar gibi
göremediğin yakınlıktadır
yaklaşsan
şarkı uzaklığında
livane
terk-i diyar
uzak şehir
yeşil düşlerde
bekleyişlerde

Sırasımıydı İstanbul...


Şimdi bir sürgün kasabası İstanbul
Tüm yakıcılığı üstünde güneşin
Ve gecelerin kararası tutmuş yine
Tamda ellerini tutamıyorken
Revamı bana seni böyle yaşamak
Revamı sana ey yeditepe
Yaşatmak bu sürgünü
İtten aç geceden daha çıplak soyunmuşken aşka
Sırasımıydı İstanbul bu işkencenin
Sırasımıydı...
İç etmek acımasız haki içinde!

Kimliğim


Benim hiç yıldızlı berem olmadı mesela
Çakıl taşlarına orak figürleri oyduğum çivimde
Çekiçle hiç dolaşmadım ben Kafkasya’da
Yine de seviyordum...
Kayalıklardaki kınamsı kızılları,
Geceleri güneşli düşler kurmayı,
Keskin yıldızları,
Ve sevda haykıran yumrukları...
Sizin yaşınızdayken yasaktı bana öz dilim
Kafkasya’da dilimi konuşamıyordum,
Alfabemde f harfi olmadığını daha yeni öğrendim
F harfi olmadan da sevebiliyormuşum...
Çok şey değişti çok...
Çok sesli müziği öğrendim mesela
Kendi öz müziğimi...
Tam yolu yarılayacakken
Yarıladığımı paylaşmayı öğrendim.

23 Ocak 2008 Çarşamba

Kazım'a




Bir yürek vardı
Acılar diz boyu
Sustukça dünyayı sağır eden
Ağlayınca tüm sesleri esir alan bir yürek ..
Sonra bin yürek daha,
Özgür isyankar ama çernobile yenik ..
Birde hüzün vardı
Kurusunda karanfilin
Hüsranın sonunda
Sarısında haziranın
Ve de senin yamaçlarında ki artvinin...
Ey haziran bu kaçıncı, bize yaptığın
Aldın nazımı yetmedi mi?
Bu kaçıncı ey kirli dünya
Hiroşima hala ölü doğarken...
Ey denizin asi çocuğu,
Ey Che suratlı,
Ey saçları devrim kokulu..
Sana erken bu gidiş,
Çok erken,
Yapacak çok işin varken…

18 Ocak 2008 Cuma

Deniz Feneri-1


Yıkarsın be deniz feneri
Gülümser misin bana her sabah tan yeli gibi
Gözleri kederli bir çocuk özleminin
Bana ifade ettiklerini
Benden ve benim sana anlattıklarımdan başka
Kim bilebilir ki
Hisleriyle beni çırılçıplak bırakan
Ve bir serçenin ağzıyla
Böyle yürek görmedim dedirten çocuğun
Hüznünü küskün kaderini denenmemişliğini
Ve her şeyden önemlisi
Kirlenmemişliğini!

Çakırkeyf


Nedendir bilmem ama aklıma takıldın şimdi
Arpayla sulanmış böyle hüzün baz akşamlarda
Keyifli bir seda idin belki
Nerden mi çıktı
Bilmem…
Bir sürçme belki dilimde!

HAYKIRIŞ


Aç olan ben değil miyim
Bir Somali’de Bir Etiyopya’da..
Bir parça ekmek arayan, bitki toplayan, toprak yiyen
Savaşan vurulan değil miyim ben
Felluce'de, Filistin’de, Afganistan’da...
Bir yaşayan Dipdiri... Direnen...
Bir ölüyüm Madımak'da... Maraş'da...
Yücelim bazen Şavşatlı
Düzene benzeyen sindirilmiş...
Deniz'im ben İnadına yaşarım...
Ben senim ey okuyan, Dinleyen
İçindeki çığlık...
Duyuyor musun?
Gözlerinin feri...
Görüyor musun baktığın her insanım!
Haykırışım...
İsyanım....
İnsanım...
Ve de Senim...
Ve Ben!